16 Mart 2013 Cumartesi


Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu
Esas : 2012/17-215
Karar : 2012/413
Tarih : 27.06.2012
            *DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI
            *TEHLİKE SORUMLULUĞU
            *SİGORTA ŞİRKETİNİN ZARARDAN SORUMLU OLMASI
(2918 s. Trafik K m. 85, 86, 91, 92) (818 s. BK m. 41, 44, 45)
Özet : İşleten ile sigortacının sorumluluğu, hukuki niteliği itibariyle tehlike sorumluluğuna ilişkindir.
İşletenin; eşi, usul ve füruu, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanlar ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin ölüm ve yaralanmaları halinde bundan kaynaklanan zararların zorunlu sigorta kapsamında olduğu kabul edilmelidir.
Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
Davacıların ölenin salt mirasçısı değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıkları, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağı; dolayısıyla kusurlu araç şoförünün ve onun eylemlerinden sorumlu olan işletenin kusurunun, araç şoförünün desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceği; aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda sürücü kusurlu, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduklarından, davalı sigorta şirketi zarardan sorumlu olup, davacılar davalı sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilirler.
Taraflar arasındaki "destekten yoksun kalma tazminatı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Kadınhanı Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne dair 07.04.2008 gün ve 2004/187 E., 2008/44 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar ve davalı A... Sigorta A.Ş. vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onyedinci Hukuk Dairesi'nin 24.12.2009 gün ve 2008/5356 E., 2009/8913 K. sayılı ilamı ile,
(...Davacılar vekili dava dilekçesinde, davalı sigorta şirketine ZMSS poliçesi bulunan araç ile seyreden müvekkillerinin murisinin diğer davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu araçlarla çarpışması sonucu öldüğünü, müvekkillerinin murisin desteğinden yoksun kaldığını ve manevi yönden üzüntü duyduklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 6.000.-YTL maddi tazminatın davalı sigorta şirketi poliçe limiti ile sorumlu olmak üzere olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile tüm davalılardan, davacı eş için 2.000.-YTL, çocuklar için 1.000'er.-YTL'den toplam 5.000.-YTL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı A... Sigorta A.Ş. dışındaki davalılardan tahsilini talep etmiş; 25.10.2005 tarihli oturumda davalı Ali hakkındaki davasından vazgeçtiğini beyan etmiş, 06.06.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 15.749.-YTL daha artırarak toplam 21.749.-YTL'nin davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalı A... Sigorta A.Ş. vekili, trafik sigortasının 3. kişinin zararını karşıladığını, davacıların murisinin 3. kişi olmayıp, bizzat müvekkil şirkete trafik sigortalı aracın sürücüsü olduğunu, kimsenin kendi kusuruna dayanarak tazminat talep edemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalı Ali, traktörü olaydan önce sattığını, işleteni olmadığını, kusuru, hasarı kabul etmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Davalılar S.Ali, Mustafa ve Aynur vekilleri, müvekkili Aynur'a ait sürücüsü Mustafa olan aracın kazaya karışmadığını, kusuru, hasarı kabul etmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı Yasemin'in maddi tazminat davasının kabulü ile 21.749.-YTL destekten yoksun kalma tazminatının davalı A... Sigorta A.Ş. yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere 6.000.-YTL'lik kısmı için dava tarihinden, 15.749.-YTL'lik kısmı için ıslah tarihinden davalı S.Ali yönünden olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile bu davalılardan tahsiline, davacı Yasemin'in çocukları Rabia, M.Resul ve M.Hamza'ya velayeten açtığı maddi tazminat talebinin feragat nedeniyle reddine, davacıların manevi tazminat talebinin kabulü ile 5.000.-YTL manevi tazminatın olay tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalı S.Ali'den tahsiline, davalı Ali hakkındaki davanın feragat nedeniyle reddine, davalı Aynur ve Mustafa hakkındaki davanın esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ile davalı A... Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm, davalı sigorta şirketi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı sigorta şirketi vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91/1. maddesinde, "işletenlerin, bu Kanun'un 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur", aynı Yasa'nın 85/1. maddesinde, "bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara olacağı", aynı Yasa'nın 85/son maddesinde ise, "işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurdan kendi kusuru gibi sorumludur." hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-I maddesinde de, "sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre işletene düşen hukuki sorumluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder" şeklinde ifade edilmiş, 86. maddesinde ise, işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilememiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur hükmü ile işletenin ve dolayısıyla onun sorumluluğunu üstlenen zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluktan kurtulma halleri düzenlenmiştir.

BK.nun 44. maddesi hükmüne göre ise, zarar gören taraf zararın doğmasına veya zararın artmasına sebep olmuş ise hakim zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilecektir.
Diğer yandan aynı Kanun'un 92. maddesinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasının kapsamı dışında kalan hususlar sıralanmış olup, 92/a maddesinde "işletenin eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltilebileceği talepler 92/b maddesinde ise işletenin eşinin usul ve füruunun kendisini evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri taleplerinin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamı dışında kaldığı belirtilmiştir. Keza bu maddeye paralel olarak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-3 maddesinde teminat kapsamı dışında kalan hususlar düzenlenmiştir.
Talep edilen destek zararı, ölenin değil 3. kişilerin üzerinde doğan dolaylı ve yansıma yolu ile meydana gelen zarardır.
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerde işletenin, yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığı açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte yansıma yoluyla zarar görmüş olan destek tazminatı isteyenlerin kendisine destek sağlayan kişinin sahip olduğu haktan fazlasına sahip olmaları mümkün değildir. BK.nun 44/1. maddesi hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz ilkesine dayanmaktadır. Zararın artmasına veya doğmasına sebep olan kişi sonuçlarına kendisi katlanmalıdır. Borçlar Yasası 51/2 maddesi hükmüne göre de öncelikle haksız fiil sorumlusuna zararın tümü yüklenmiş bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, nasıl ki desteğin ölümü sebebiyle meydana gelen zararın yansıma yoluyla destek görenlerin de etkilediği kabul ediliyorsa desteğin kusurlu davranışları da aynı şekilde destek görenlere yansır.
Hal böyle olunca Borçlar Yasası 44. madde hükümlerine göre işletenin destek sağlayan kişiye karşı ileri sürebileceği def'ileri, destekten yoksun kalanlara karşı da ileri sürebilecek olmasına göre işleten dolayısı ile sigorta zararın oluşumunda sürücünün de birlikte kusurlu olduğunu ileri sürebilecektir.
Somut olayda davacıların miras bırakanı İsmail'in kullandığı araçla diğer davalılar Ali'nin işleteni, S.Ali'nin sürücüsü olduğu aracın karıştığı kazada İsmail hayatını kaybetmiş olayda davacıların miras bırakanı % 25, karşı araç sürücüsü S.Ali % 75 oranında kusurludur.
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkelere göre İsmail yönetimindeki aracın işletenine atfedilecek işletme kusuru bulunmadığına, işleten ve onun sorumluluğunu üstlenmiş zorunlu mali sorumluluk sigortacısının tazminatla sorumlu tutulması mümkün olamayacağına göre, davalı sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine, davalı S.Ali'nin % 75 kusuru oranında sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru görülmemiştir...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz Eden: Davalı A... Sigorta A.Ş. vekili
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, davalılardan sigorta şirketine zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalanan aracın sürücüsü olan davacıların desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; davacılar ve davalı sigorta şirketi vekillerinin temyizi üzerine Özel Daire'ce yukarıya metni aynen alınan gerekçe ile hüküm bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararını, davalı sigorta şirketi vekili temyize getirmiştir.
Bozma ve direnme kararlarının kapsamı itibariyle; davalı şirketin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın sürücüsü olan davacılar murisinin meydana gelen trafik kazasında öldüğü; eldeki tazminat davasının, ölenin mirasçıları tarafından destekten yoksun kalmaya dayalı olarak açıldığı, davacıların üçüncü kişi konumunda oldukları, sürücünün yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanunda açık bir düzenleme bulunmadığı yerel mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu değildir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, araç sürücüsünün kusuru sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde ölümü sonucu onun desteğinden yoksun kalanların aracın işleteninden, dolayısıyla onun hukuki sorumluluğunu üzerine alan davalı sigortacıdan tazminat isteyip, isteyemeyecekleri noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle uyuşmazlığa ilişkin hukuki kavram ve kurumlar ile ilgili mevzuatın irdelenmesinde yarar vardır:
İşleten ve araç işleticisinin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)'nun 85. maddesinde düzenlenmiştir.
"İşleten ve Araç İşleticisinin Bağlı Olduğu Teşebbüs Sahibinin Hukuki Sorumluluğu" başlıklı söz konusu maddenin 1. fıkrasında; "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar." hükmü, aynı maddesinin son fıkrasında "İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur." hükmü yer almaktadır.
Bu düzenlemenin hukuki nitelikçe hangi sorumluluğa ilişkin bulunduğuna gelince;
Özellikle endüstri devrimiyle birlikte ortaya çıkan teknik buluşlar ve makineleşme zarar tehlikesini arttırmış ve artan bu zarar tehlikesini önlemek için kusura dayanan sorumluluğun her zaman yeterli olmayacağı öngörülerek tehlikeli faaliyette bulunanların sebep oldukları zararları gidermesi kabul edilmiştir (Fikret Eren, Borçlar Hukuku, 9. Bası, s. 449 vd.).
Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluk bir kusur sorumluluğu olmayıp, sebep sorumluluğu olduğu; böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir (Fikret Eren, a.g.e., s. 631 vd.; Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, Genişletilmiş 10. Baskı, s. 264 vd.).
2918 sayılı KTK'nın 86. maddesinde ise, bu Kanun'un 85. maddesinde düzenlenen sorumluluktan kurtulma ve sorumluluğu azaltma koşullarına yer verilmiştir.

Bu düzenlemelere göre, araç işleteni veya araç işleteninin bağlı bulunduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulabilecek; sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi ise kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilecektir.
Burada kanun koyucu zarar görenin kusuru nispetinde indirim yapılabileceğini öngörmüş' ve indirimi zorunlu tutmayarak hakimin takdirine bırakmıştır. Uygulama ve öğretide de bu husus kabul edilmektedir (S. Ünan, "Ergün A. Çetingil ve Rayegan Kender'e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı 2007", s. 1180).
Kanun koyucu, açıklanan düzenlemeler yanında 2918 sayılı KTK'nın 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası (Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir.
Hemen belirtmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğu da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Öyle ise, hem işleten hem de sigortacının sorumluluğu, hukuki niteliği itibariyle tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğundan, uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınıp, çözümlenmesi gerekmektedir.
Bu noktada üzerinde durulması gereken hususlardan birisi, 2918 sayılı KTK'nın 92/b maddesinde yer alan "İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri taleplerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında olduğuna" ilişkin hükümdür.
Bu hükümle kanun koyucu; tehlike sorumlusu zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğu kapsamından sadece, tehlike sorumlusu olan işletenin eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararları çıkarmıştır.
Şu haliyle, anılan kişilerin mallarına gelen zararlar dışında kalan ölüm ve yaralanmaya ilişkin cismani zararlar ise sigortacının sorumluluğu kapsamında bırakılmış; böylece tehlike sorumlusunun yakınlarının dahi belirtilen anlamda sigorta kapsamında olduğu benimsenmiştir.
Hem bu olgu ve hem de Yasa'nın kapsam dişiliğini düzenleyen 92. maddesinde araç şoförünün desteğinden yoksun kalanların isteyebileceği tazminatların kapsam dışı olduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmediğinden, sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğunun kabulü gerekir ki, zaten bu hususta yerel mahkeme ile Özel Daire arasında bir görüş ayrılığı da söz konusu değildir. Doktrinde de sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilmektedir (Bkz. Dr. Ergün A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender'e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı-2007, s. 1172 vd.; Dr. S. Arkan, Sigorta Hukuku Dergisi C. 1, Sayı 3-4, s. 260).
Durum bu olunca, işletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin ölüm veya yaralanmaları halinde bundan kaynaklanan zararlarının zorunlu sigorta kapsamında olduğu kabul edilmelidir.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E., 2011/411 K. sayılı ve 20.04.2011 gün ve 2.011/17-34-216 E., K. sayılı ilamlarında, mali sorumluluk sigortası ile sigortalı araç sürücüsünün veya işletenin mirasçılarının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davasında, Kanunun kapsam dişiliği düzenleyen 92. maddesinde, araç şoförünün desteğinden yoksun kalanların bedensel zararlara ilişkin isteyebilecekleri tazminatların kapsam dışı olduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmediği ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilerek zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat talep edebilecekleri kabul edilmiştir.
Öte yandan, 2918 sayılı KTK'nın 92/a maddesinde yer alan "İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği taleplerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında olduğuna" ilişkin hükmü üzerinde de durulmalıdır.
Vurgulamakta yarar vardır ki, bu hüküm işletenin eyleminden sorumlu olduğu kişilere yönelik kendi zararına dayalı talepleri noktasında önem arz etmektedir. Salt sigorta şirketinin dava edildiği ve üçüncü kişinin zararının söz konusu olduğu durumlarda bu hükmün uygulama alanı bulamayacağı açıktır.
Eldeki davada, sürücünün başkasına ait araçla kusuruyla karıştığı kazada ölümü sonucu onun desteğinden yoksun kalınması davanın sebebini teşkil etmekte; sürücünün yakınları davalı sigortacıdan zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı istemektedir.
Hemen burada destekten yoksun kalma tazminatının hukuki niteliği üzerinde de durulmalıdır:
Destekten yoksun kalma tazminatı, 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun 45/II. maddesinde düzenlenmiş olup; "Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir." şeklinde hükme bağlanmıştır.
Görülmektedir ki, destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse BK.nun 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.
BK.nun 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.
O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.
Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).
Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde de:
"Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu" hususu vurgulanmış; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.11.2005 gün ve 2005/4-648 E.-2005/691 K. sayılı ilamında da aynı esaslar benimsenmiştir.
Önemle vurgulanmalıdır ki, BK.nun 45/III. maddesine göre destekten yoksun kalma tazminatı, desteğin mirasçısı olarak geride bıraktığı kişilere değil, desteğinden yoksun kalanlarına aittir. Destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, mirasçılardan başka kişiler de olabileceği hususunda da herhangi bir ihtilaf yoktur. Murisin trafik kazasından kaynaklanan bir sorumluluğu söz konusu olduğunda ve koşullan oluştuğunda mirasçıları bundan sorumlu olduğu halde, aynı olay nedeniyle destekten yoksun kalan ve fakat mirasçı olmayan kişiler bundan sorumlu değildir (HGK'nın 15.06.2011 gün ve 2011/17-142-411 E., K. ve 20.04.2011 gün ve 2011/17-34-216 E.,–sayılı ilamları).
Yeri gelmişken, davacıların açıklanan sıfatı ve hukuki konumları karşısında, davacılar üzerinde doğan zararın niteliği belirlenmelidir:
Davacıların destekten yoksun kalma tazminatı talebine dayanak olarak gösterdikleri zarar; sürücünün ölümü sonucunda meydana gelmekle birlikte sürücü üzerinde doğan bir zarardan ayrı ve salt onun desteğinden yoksun kalınması olgusuna dayalı, mirasçılık sıfatıyla bağlı olmaksızın uğranılabilen bir zarardır. Böyle bir zararın sürücünün kendisinin sahip olacağı hakla bir ilişkisi olmadığı gibi, doğrudan sürücünün zararıyla bağlı ve onunla sınırlı bir zarar da değildir. Sürücünün ölümü zararı doğuran olay olmakla birlikte, zarar doğrudan üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlar üzerinde oluşmuştur. Buradaki zarar, mirasçıların salt bu sıfatla devraldıkları murislerinin uğradığı ve ondan intikal eden bir zarar da değildir.
Hal böyle olunca; aracı kullanan şoförün kusuruyla meydana gelen kazada ölümü nedeniyle talep edilen destek zararının, ölenin değil üçüncü kişi durumundaki destek tazminatı isteklilerinin zararı olduğu kabul edilmelidir.
Burada üzerinde durulması gereken diğer bir husus da; kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunan araç şoförünün bu kusurunun, zorunlu trafik sigortacısı aleyhine açılan davanın davacıları olan, üçüncü kişi durumundaki destekten yoksun kalanlara karşı ileri sürülüp sürülemeyeceğidir.
Bilindiği üzere, kural olarak zarar gören, sürücünün trafik kazasının oluşmasında kusurlu bulunması durumunda BK.nun 41. maddesine göre sürücüye, 2918 sayılı KTK'nın 85/1. maddesi hükmünce de motorlu araç işletenine karşı dava açabilecektir. Sürücü ile araç işletenin sorumluluğu BK.nun 51. maddesi anlamında dayanışmalıdır.
Kural bu olmakla birlikte, dava açanların sıfatı, davanın hukuksal niteliği ve dayanağı, kusur durumunun davaya etkisinin belirlenmesinde etkilidir.
Eldeki davada da talep, destekten yoksun kalma tazminatı olduğuna göre, bu tazminatın yukarıda açıklanan özellikleri gözetilerek işletenin ve sürücünün kusurunun davacıların haklarına ve dolayısıyla da taleplerine etkili olup olmayacağı da davanın bu niteliği gözetilerek çözüme kavuşturulmalıdır.
Destekten yoksun kalma tazminatına dayanak teşkil eden hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olsa idi doğrudan sürücünün veya onun sorumluluğunu üstlenen işletenin üzerinde doğup ondan mirasçılarına intikal edeceğinden, bu yöndeki savunmalar ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülebilecekti. Oysa yukarıda da açıklandığı üzere, destekten yoksun kalma tazminatına konu davacıların zararı, desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan sıfatıyla doğrudan kendileri üzerinde doğan zarardır. Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka etkili olması da düşünülemez.
Şu hale göre; sürücü murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup; bu zarar gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, davacıların hakkına, desteklerinin kusurunun olması etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi olanaklıdır.
Eldeki davada da; davacıların desteği, sürücüsü olduğu araçta kusuru sonucu meydana gelen trafik kazası sonucu vefat etmiş; davacılar, destekten yoksun kalan sıfatıyla, zorunlu mali sorumluluk sigortacısını ve kazaya karışan diğer aracın işleten ve sürücüsünü hasım göstererek, destekten yoksun kalmaya dayalı tazminat isteminde bulunmuş, kazaya karışan diğer aracın işleten ve sürücüsü hakkında verilen hüküm kesinleşmiştir.
Davacıların üçüncü kişi konumunda oldukları hem mahkeme, hem de Özel Daire'nin kabulünde olduğu gibi, sürücünün ve onun sorumluluğunu üstlenen işletenin yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanunda ve buna bağlı olarak poliçede açık bir düzenleme bulunmadığı da, uyuşmazlık konusu değildir.
Davacıların uğradıkları zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır.
Bu nedenledir ki, Özel Daire'nin davacıları üçüncü kişi kabul etmesine karşın, zararlarını ve buna bağlı tazminat haklarını muris üzerinde doğmuş bir hak olarak kabul etmesi ve bu kabul şekline göre vardığı sonuç kabul görmemiştir. Sonuç itibariyle:
(Davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıkları, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansılamayacağı; dolayısıyla kusurlu araç şoförünün ve onun eylemlerinden sorumlu olan işletenin kusurunun, araç şoförünün desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceği; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda sürücü kusurlu, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduklarına göre, davalı sigorta şirketinin zarardan sorumlu olduğu ve davacıların davalı sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecekleri oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Şu hale göre, yerel mahkemece, davacıların, desteklerinin sürücü olduğu araçta kusuru sonucu meydana gelen trafik kazası sonucu vefat etmiş olması nedeniyle, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla, zorunlu mali sorumluluk sigortacısını hasım göstererek dava açabileceklerinin kabulü sonucu itibariyle doğru olup; açıklanan gerekçelerle yerel mahkemenin bu yöne ilişkin direnme kararı yerindedir.
Ne var ki, Özel Daire'ce tazminat miktarına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP; davalı A... Sigorta A.Ş. vekilinin tazminat miktarına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın ONYEDİNCİ HUKUK DAİRESİ'NE GÖNDERİLMESİNE, 1086 sayılı HMUK 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak:YKD Eylül-2012 Sf : 1663
UYARI: Firmamızca basılı ortamdan elektronik ortama aktarılan içtihat metni, tarafımızdan içeriği etkilenmeyecek şekilde değiştirilmiş ve değişikliği yapan algoritma TESCİL ettirilmiştir. Tescil edilmiş içtihat metninin Corpus sözleşmesinde belirtilen amaçlar dışında herhangi bir ortamda (elektronik veya yazılı) bulundurulması/kullanılması durumunda firmamız tüm kanuni haklarını KULLANACAKTIR.

24 Şubat 2013 Pazar

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ MEDENİ HUKUK ABD BORÇLAR HUKUKU GENEL HÜKÜMLER SEMİNERLERİ I (7-8 MART 2013 Normal Öğretim PERŞEMBE Saat 14.45-15.30 ve İkinci Öğretim CUMA Saat 10.00-12.00[1])
DAVA KONUSU OLAYIN ÖZETİ
Davacı Şirket Yetkilileri, davalı Murtaza ile ortak arkadaş vesilesiyle tanışmışlar ve davalı Alfa bölgesinde bulunan arazisini değerlendirmek amacıyla davacı şirketle görüşmeler yapmaya başlamıştır. Davalı bu görüşmelerde Alfa bölgesinde bulunan arazisinde kaplıca suyunun çıktığını, bu suyun ender sulardan olduğunu söyleyerek devre mülk tesisi kurmak istediğini belirtmiştir. Bu görüşmeler sonucunda söz konusu arazide yapılacak devre mülk için şifahi olarak 2012 mart ayının başlarında taraflar arasında anlaşma sağlanmıştır.  
Davalı Murtaza, önce yapılacak devre mülk için davacı şirketin nakit ihtiyacını teminat mektubu vererek karşılamak istemiş fakat daha sonra bu fikirden cayarak devre mülk için ipotek verme teklifinde bulunmuştur. Davalı daha sonra bu fikrinden de caymış ve en nihayetinde yapılacak olan devre mülk için maliyet ve kar usulü çalışılması hususunda yine taraflar sözlü olarak anlaşmışlardır. Taraflar arasında 2012 Mart ayı başlarında sözlü olarak gerçekleşen sözleşme davalı Murtaza’nın ağırdan alması nedeniyle Mayıs ayı sonlarına kadar imzalanarak yazılı hale getirilmemiştir. Davacı şirket bu sözlü görüşmelerden yola çıkarak kendi üzerine düşen taahhütleri yerine getirmek amacıyla Kuzgunlar Mimarlık Taahhüt Ltd. Şti. ile proje görüşmelerine başlamış ve devre mülklerin inşası amacıyla Proje çizimi konusuna anlaşma yapılmıştır. Davacı şirket Kuzgunlar Mimarlıktan aldığı projeleri 08.05.2012 tarihinde davalı Murtaza’ya sunmuş ve 12.05.2012 tarihinde davalı Murtaza projeye onay vermiştir. Davalı Murtaza 14.05.2012 tarihinde de davacı şirket ile arasında kurulan sözleşmenin altına imza atmıştır. Bu sözleşmeye göre davacı şirket 100 dairelik devre mülk inşaatının elektrik, mekanik, saha altyapı, sert zemin dahil iskana hazır duruma getirecekken bunun mukabilinde işveren davalı Murtaza inşaat maliyetini ve davacı şirkete %15 kar payı verecektir.  Yine taraflar arasındaki sözleşmeye göre davacı firmanın hak ediş ücretleri (işin yapılan kısımlarının ücretlerinin ödenmesi) faturanın davalı tarafından tebliğ alınmasından itibaren 15 gün içinde ödenecektir. Bu hükme dayanılarak davacı şirket 21.05.2012 tarihinde hak edişlerin ödenmesi amacıyla davalı Murtaza’ya fatura gönderilmiştir.  Davalı Murtaza, ilk dilim hak edişleri 18.06.2012 tarihinde ödeyeceğini ifade eder. Ancak davalı hiçbir şekilde ödeme yapmaz. Bu arada davalı Murtaza, Patalya Termal ve Turizm Ltd. Şti isimli bir şirket kurmuş, arsaların mülkiyetini de bu şirket üzerine tescil ettirmiştir. Şirket kurulduktan sonra da sözlü olarak projeyle ilgili pek çok değişiklik ve onaylar yapılmış fiilen aradaki ilişki devam ettirilmiştir. 21.09.2012 tarihinde ilk dilim hak edişe ait fatura tutarının ödenmesi konusunda davalıya ihtar gönderilmiştir. 24.10.2012 tarihinde davalı da davacıya bir ihtar göndermiştir. Davalı bu ihtarda, “fatura düzenlenmesi gereken bir iş, imalat veya hizmet sunulmadığından herhangi bir inşaat kalemi yapılmadığı gibi uygulanması mümkün bir proje de teslim edilmediğinden” faturayı iade ettiğini bildirmiştir. Davacı, 04.12.2012 tarihinde davalıya çektiği ihtarda sözleşmeyi feshettiğini bildirmiştir. Bunun üzerine davalı da çektiği ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini davacıya bildirmiştir.

YUKARIDA VERİLEN OLAY ÖZETİNE GÖRE DAVACI VEKİLLERİNİN BİR DAVA DİLEKÇESİ, DAVALI VEKİLLERİNİN DE BİR CEVAP DİLEKÇESİ YAZMALARI GEREKMEKTEDİR.


[1] Cuma 16.30 ve 18.00 arası şeklinde kararlaştırılan ders saati daha önceden programlanmış olan bir nedenle Cuma sabah saatlerine çekilmek zorunda kalınmıştır. Eğer buna da engel bir durum varsa tekrar saat ve günü konuşabiliriz.

23 Ocak 2013 Çarşamba

I. YARGITAY 1.Hukuk Dairesi
Esas:  2009/12744
Karar: 2010/360
Karar Tarihi: 21.02.2010

ÖZET: Davacı, dava dilekçesinde, kayden maliki olduğu taşınmazı, davalının kendisiyle evleneceğine ilişkin beyan ve davranışları sonucunda, davalıya temlik ettiğini; oysa davalının kendisini terk ettiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuş olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Bilindiği üzere, hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. Taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Hal böyle olunca, yukarıda değinildiği üzere, değinilen ilkeler çerçevesinde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması ve bir araştırma yapılması, tüm delillerin birarada değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.
(818 S. K. m. 28)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kayden maliki olduğu dava konusu 5461 parsel sayılı taşınmazını davalı ile evlenmek amacı ile davalıya devrettiğini, ancak davalının evi terk ettiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davalı, davaya karşı beyanda bulunmamıştır.
Mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Uğur Şentürk’ün raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.      
Karar: Davacı, dava dilekçesinde, kayden maliki olduğu taşınmazı, davalının kendisiyle evleneceğine ilişkin beyan ve davranışları sonucunda, davalıya temlik ettiğini; oysa davalının kendisini terk ettiğini ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuş olup, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamına ve iddianın ileri sürülüş biçimi ile dava dilekçesinin içeriğine göre davada taraf muvazaasına değil hile hukuksal nedenine dayanıldığı açıktır.
Bilindiği üzere, hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K'nun 28/1 maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille isbat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinildiği üzere, değinilen ilkeler çerçevesinde tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerinin toplanması ve bir araştırma yapılması, tüm delillerin birarada değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacının temyiz itirazları yerindedir.

Sonuç: Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMKnun 428. md. gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.02.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

 

 

 

 

II. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/2865

K. 2005/11959

T. 1.12.2005

ÖZET : Taraflar arasındaki uyuşmazlık, bayilik sözleşmesi imzalanacağı inanç ve düşüncesi ile yapılan harcamalara ilişkin tazminat talebinden kaynaklanmaktadır. Bayilik görüşmelerinin başlamasıyla hukuki ilişki kurulmuş sayılır. Bu ilişki dürüstlük kuralına dayandığından, görüşmeler sırasında akdin içeriği ve şartları ile ilgili olarak tarafların birbirlerine bilgi vermesi, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve malvarlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi gerekir. Taraflar, bu yükümlülüklerine aykırı davranarak aralarındaki güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde doğan zarardan sorumlu olurlar. Bu nedenle, mahkemece, davacının akdin kurulacağına olan inanç ve güven duygusuyla yaptığı harcamalar nedeniyle zararı olup olmadığı araştırılmalı, sonucuna göre karar verilmelidir.
DAVA : Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin otomotiv sektöründe faaliyet gösterdiğini ve davalı ile M... marka araçların İzmir bayiliğinin müvekkili tarafından yapılması hususunda mutabakata varıldığını ve bu konuda taraflar arasında tutanak düzenlendiğini, bunun üzerine müvekkilinin satış yeri olmak üzere işyeri kiraladığını, gereken tadilatlar ve reklam panoları yaptırıldığını ve tüm şartları yerine getirmesine rağmen davalıdan gelen yazıda başvurunun 30.09.2000 tarihinde yapılacak görüşmeye rağmen ertelendiğinin bildirildiğini, ancak davalının bu tarihte müvekkili ile görüşmeye gelmediğini, çekilen ihtarnameye de davalının cevap vermediğini, müvekkilinin taraflar arasındaki mutabakat nedeniyle birçok masraf yaptığını, maddi ve manevi zarara uğradığını belirterek, davalının ticari örf, adet ve ahlaka aykırı davrandığını öne sürerek bu zararın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacı ile herhangi bir yetkili satıcılık sözleşmesi imzalamadığı gibi, bu konuda bir mutabakat da olmadığını, davacının bayilik talebi üzerine görüşmeler yapıldığını ve müvekkili elemanları tarafından davalıya öneriler getirildiğini ancak, müvekkili tarafından davacıya işyeri kiralanması, tadilat veya reklam yapması hususunda bir talep iletilmediğini, davacıya herhangi bir güvence verilmediğini, davacının müdebbir bir tacir gibi davranmadığını öne sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının davalıdan alacaklı olduğunu ispat edemediği, defterlerinin kendi lehine delil olma özelliğine sahip bulunmadığı, davalı defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan herhangi bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, bayilik sözleşmesi imzalanacağı inanç ve düşüncesi ile yapılan harcamalara ilişkin tazminat isteminden kaynaklanmaktadır. Başka bir anlatımla, talebin dayanağı "akit görüşmelerinden doğan sorumluluk" ( CULPA İN CONTRAHENDO ) kuralıdır. Akit, bir süreçtir. Taraflar, akit kurulmadan önce akdin içeriği, şartları içerdiği hak ve yükümlülükler üzerinde görüşmeler yapar. Bu görüşmelerin başlaması ile taraflar arasında hukuki ilişki kurulur. Bu ilişki akit benzeri bir güven ilişkisidir ve ( MK 2/1 ) de düzenlenen dürüstlük kuralına dayanır. Buna göre, tarafların görüşmeler esnasında akdin içeriği ve şartları hakkında birbirlerini aydınlatması, dürüstlük kuralına uygun davranması, birbirlerinin kişilik ve malvarlığı değerlerine zarar vermemek için gerekli özeni göstermesi gerekir. Taraflar bu yükümlülüklerine kusurlu olarak aykırı davranıp görüşmelerin başlaması ile aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar ( Bkz. Prof. Dr. Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt III Ankara 1990 S. 306 vd ).
Bu durumda mahkemece, davacının bayilik sözleşmesi yapılacağına dair kendisinde güven oluşturulmasından dolayı yaptığı harcamalar nedeni ile zarara uğrayıp uğramadığının araştırılarak, tüm deliller birlikte değerlendirilip uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırmaya dayalı yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün ( BOZULMASINA ), peşin harcın istek halinde iadesine, 01.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

III. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ
                                                                                 
Esas : 1990/12979Karar : 1992/2257Tarih : 25.02.1992
Özet : Konu, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan nitelikte olmakla, uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi görüşüne başvurulması Usulün 275. maddesinin ikinci cümlesi hükmüne aykırıdır.
Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine ilişkin hükmün süresi içinde davacı şirket avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşuldu:
Davacı şirket vekili, müvekkili şirketin ortağı ve aynı zamanda müdürü olan Gürbüz’ün 25.2.1988 günü davalılara ait aracın karıştığı trafik kazasında ağır şekilde yaralandığını, şirketin tüm teknik ve idari işlerini yürüten ve inşaat mühendisi olan Gürbüz’ün uzun süreli tedavisi sebebiyle İller Bankası Genel Müdürlüğü’nün "yerleşik içme suyu inşaatı işini" başkasına devir zorunda kaldıklarını ve bu yüzden zarara uğradıklarını ileri sürerek, fazlaya ait talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik 3.000.000 TL. tazminatın faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesine" talep ve dava etmiş, mahkemece bilirkişi raporundaki görüş esas alınarak, davacı şirketin sermaye şirketi olduğu ve yaralanmaya neden olay ile davacı şirketin doğmuş olabilecek zararı arasında uygun illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Öncelikle konu, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan nitelikte olmakla, uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi görüşüne başvurulması Usulün 275. maddesinin ikinci cümlesi hükmüne aykırıdır.
Öte yandan, davacı şirketin ortağı ve yöneticisi olan kişinin davalı yanın karıştığı trafik kazasında ağır yaralanması sonucu ihale suretiyle alınan işin (sözleşme hükmü nedeniyle yürütülemeyip) üçüncü kişiye devredildiği ve bu yüzden zarara uğranıldığı ileri sürüldüğüne göre, iddia edilen zararla davaya konu trafik olayı arasında uygun illiyet bağının bulunmadığının kabulü de tartışılmalıdır. Uygun illiyet bağı olayların normal akışı, hayat deneyleri sorumluluğu doğuran olayın meydana getirmek hususundaki genel eğilimi gibi olasılık kıstaslarına dayandığı için, olayın koşullarının genelleştirilme biçimine göre, dava konusu haksız eylem ile davacı şirketin iddia ettiği zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğu kabul edilebilir. Ancak sözleşme dışı sorumlulukta, Türk - İsviçre hukukunda, kural olarak, yalnız haksız fiilden doğrudan doğruya zarar gören, hukuk kuralının ihlal edilmesiyle bu kuralın korumak gayesini istihdaf ettiği varlıkları doğrudan doğruya haleldar olan şahısların tazminat talep edebileceği, hukuken korunan varlığın haleldar edilen şahıstan gayrı, ihlal neticesinde dolayısıyla (fiilin tesirlerinin in’ikası, tabir caizse sıçraması suretiyle) zarar gören şahıslar varsa, bunların tazminat isteyemeyecekleri kabul edilmektedir (Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Üçüncü Şahsın Zararının Tazmini, Ankara 1963, Sh. 1 vd.). Bunun tek istisnası Borçlar Kanununun 45/2. maddesindeki ölenin yardımlarından mahrum kalanların da, bu zararlarını isteyebileceklerine dair hükümdür. Dolayısıyla zarar gören şahısların tesbitinde, ihlal edilen hukuk kuralının kimleri himayeyi amaçladığı gözönünde tutulur; bu mesele, hukuka aykırılık bağı kavramıyla alakalıdır. Görüldüğü üzere dolayısıyla zarar gören şahıs kavramı, tazminat talebinde bulunmağa selahiyetli şahısların sahasının tahdidi meselesi ile alakalıdır. Bu bakımdan dolayısıyla zarar gören şahsın zararı haksız fiile uygun illiyet rabıtasıyla bağlı olsa dahi, bu şahıs yine de tazminat talebinde bulunamaz; zira o, ihlal edilen hukuk kuralının himaye ettiği şahıslar kategorisine girmemektedir.
Temyize konu olayda, davacı şirketin dolayısıyla zarar gören şahıs olduğu gerçeği ortadadır. Trafik kazasına neden olan davalıların haksız eylemi yönünden cismani zarara uğrayan davacı şirketin ortağı ve müdürü olan Gürbüz "doğrudan doğruya zarar gören" kişi durumundadır ve davalıların ihlal ettiği trafik kuralı (hukuk normu) onu korumayı amaçlamaktadır. Yoksa, davalıların haksız eylemleriyle ihlal ettikleri hukuk normu (trafik kuralı) dolayısıyla zarar gören davacı şirketi koruma amacını gütmediğinden; o yoksun kaldığını iddia ettiği kazanç için davalılardan tazminat talebinde bulunamaz.
Yukarda açıklanan esaslar gözetilerek davacı şirketin davasının "dava hakkı bulunmadığından dolayı" reddedilmesi gerekirken, zararla eylem arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı görüşünden hareketle hüküm kurulmuş olması yeterli değilse de, sonuçta dava reddedilmiş olmakla, Usulün 438. maddesi uyarınca kararın gerekçesi değiştirilmek ve düzeltilmek suretiyle onanması yoluna gidilmiştir.
SONUÇ : Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle gerekçesi değiştirilmek ve düzeltilmek suretiyle (ONANMASINA) ve onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 25.2.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.
UYARI: Firmamızca basılı ortamdan elektronik ortama aktarılan içtihat metni, tarafımızdan içeriği etkilenmeyecek şekilde değiştirilmiş ve değişikliği yapan algoritma TESCİL ettirilmiştir. Tescil edilmiş içtihat metninin Corpus sözleşmesinde belirtilen amaçlar dışında herhangi bir ortamda (elektronik veya yazılı) bulundurulması/kullanılması durumunda firmamız tüm kanuni haklarını KULLANACAKTIR.


21 Ocak 2013 Pazartesi

SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ 2012-2013 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI ROMA HUKUKU VİZE İMTİHANI SORULARI
21.01.2013
Öğrenci Ad-Soyadı    :
Numarası                   :                                                                 Normal Öğretim (    ) İkinci Öğretim (    )
Talimat                       : Ad, Soyad ve Numaranızı yazmayı unutmayınız. Süre 45 dakikadır. Yanlış cevaplar doğruları götürmeyecektir. Soruların her biri 5 Puan değerindedir. Soruların cevapları cevap tablosu üzerinde işaretlenecektir. Başarılar Dilerim/Yrd. Doç. Dr. Mustafa ARIKAN
SORULAR
S.1) Principatus devrinin kurucusu olan Augustus, ölümünden bir yıl önce, yaptığı işleri anlatan, geçmişin muhasebesini yapan bir yazı hazırlamış ve bunu anıtlar üzerine kazdırmıştı. Bu anıtın ismi ve bulunduğu şehirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
a) Monumentium Ancyra/Ankara b) Momentium Kacyra/Kayseri c) Monumentum Ancyranum/Ankara d) Monumentum Antoniniana/İstanbul e) Hiçbiri.
S.2) Aşağıda sayılan Cumhuriyet Dönemi magistralarından hangisinin Imperium yetkisi yoktur?
a) Consul         b) Praetor        c) Dictator       d) Censor         e) Hiçbiri.
S.3) Cumhuriyet dönemi halk meclisleri ile ilgili olarak aşağıda söylenenlerden hangisi yanlıştır?
a) Comitia curiata, Krallık döneminden Cumhuriyet dönemine intikal eden halk meclisidir.  b) Comitia centuriata, askeri düzene göre toplanan halk Meclisidir. c) Comitia tributa, bütün Roma halkının toplanmasıyla oluşan meclistir.  d) Concilia plebis, sadece pleb sınıfının katıldığı bir meclistir. e) Comitia tributa’nın en önemli görevi, savaş veya barışa karar vermek ve vatan hainliği suçlarından açılmış davalarda itiraz edilen kararları incelemektir.
S.4) Ulpianus, kanunları, müeyyideleri bakımından çeşitli tasniflere ayırmıştır. Bu tasniflerle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
a) “Lex perfecta”, tam kanun anlamına geliyor ve bu tür kanun hükümlerine aykırı yapılan işlemler batıl sayılıyor idi.         b) “Lex imperfecta”, müeyyidesiz kanun anlamına geliyordu ve bu tür hükümlere aykırı işlemler için herhangi bir yaptırım öngörülmemişti.  c) “Lex quam minus perfecta”, daha az tam kanun anlamına geliyordu ve bu tür kanun hükümlerine aykırı yapılan işlemler geçersiz sayılmıyordu ancak ceza tehdidi altına alınıyordu.  d) Dul bir kadının 10 aylık matem süresi içinde evlenmesi geçersizdir ve taraflar cezalandırılamazlar. Bu durum lex perfecta türü kanun hükmünün ihlal edilmesi olarak değerlendirilebilir. e) Hepsi.
S.5) Aşağıdakilerden hangisi Cumhuriyet döneminde Imperium’a sahip magistralara tanınmış olan yetkilerden birisi değildir?
a) Senatus’u toplantıya çağırmak.  b) Halk meclisini toplantıya çağırmak.  c) Beyanname neşretmek yetkisi. d) Emirlere karşı gelenleri cezalandırmak.  e) Toplumun mali ve ahlaki yaşamını denetlemek.
S.6) Principatus (İlk İmparatorluk) dönemine ilişkin olarak aşağıda söylenenlerden hangisi doğrudur?
a) Princeps’in, Senatus’u seçkin bir konuma getirmek eğilimi dolayısıyla imparator, devlet idaresini senatusla paylaşmıştır. b) Princeps, diğer magistraların ne ölçüde faaliyet gösterebileceğini belirleme yetkisine sahipti. c) Orduları komuta etmek, princeps’e tanınmış olan Imperium proconsulare’ye dayanmaktaydı.  d) Bu dönemde halk meclisleri kanun yapma ve magistra seçme yetkisini kaybetmişlerdir. e) İmparator Iustinanus’un Corpus Iuris Civilis’i meydana getirdiği dönem principatus dönemidir.
S.7) Aşağıdakilerden hangisi Ius Civile’ye göre köle azat etme türlerinden birisi değildir?
a) Manumissio Vindicta    b) Manumissio Testamento   c) Manumissio Per Epistulam  d) Manumissio In Ecclesia  e) Manumissio Censu.
S.8) Aşağıdakilerden hangisi Roma Hukukunun yaratıcı kaynak-yürürlük kaynağı eşleştirmesine uymamaktadır?
a) Iustinianus-Corpus Iuris Civilis. b) Praetor-Edictum. c) Kral-Kanun. d) Princeps-Emirname. e) Senatus-Senato Kararları.
S.9) Cumhuriyet döneminde ahlaka aykırı yaşam sürmekte olan vatandaşları “infamia” olarak kayıtlara alan magistra aşağıdakilerden hangisidir?
a) Questor.      b) Aedilis Curulis.        c) Praetor.       d) Censor.        e) Tribunus Plebis.
S.10) Dos nedir sorusunun cevabı aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak verilmiştir?
a) Roma Hukukunda kadına verilen başlık parası.  b) Kadının kocasının hâkimiyetine girmesi.  c) Evlilik nedeniyle artan masraflara katkıda bulunmak amacıyla kadın tarafından kocaya verilen mameleki şeylerdir. d) Evlilik masraflarını karşılamak üzere kadının pater familias’ına verilen maddi şeylerdir. e) Hiçbiri.
S.11) Civitas şeklinde bir araya gelmiş olan halkın devlet örgütlenmesini sağlayan, İtalya’ya Orta Asya’dan geldiklerine ve aslen “Türk” olduklarına muhakkak nazarıyla bakılan ve İtalya’da yaşayan halka nazaran daha ileri bir medeniyete sahip olan kavim aşağıdakilerden hangisidir?
a) Etrüskler.  b) Galyalılar.               c) Kartacalılar.            d) Persler.        e) Grekler.
S.12) Caesar’ın ölümünden sonra iktidar mücadelesinde galip olan, sonradan Augustus adını alan ve Brutus başta olmak üzere pek çok cumhuriyetçiyi ortadan kaldırarak kendisini consul seçtiren kişi kimdir?
a) Diocletianus.   b) Maximianus.  c) Constantinus.   d) Gaius Octavius.   e) Marcus Tullius Ciceronis.
S.13) Aşağıdakilerden hangisi tasarruf işlemi yoluyla gerçekleştirilen Dos işlemidir?
a) Dotis Dictio.            b) Promissio Dotis.      c) Dotis Datio.            d) Legatum (Muayyen Mal Vasiyeti) yoluyla Dos Tesisi.      e) Hiçbiri.
S.14) Roma Hukuku’nda bireylerin hukuk düzeni karşısındaki yerini belirten status’lar değişken nitelikteydiler. Bununla ilgili aşağıda söylenenlerden hangisi doğrudur?
a) Status değişikliğine capitis deminutio electia denilmektedir.  b) Capitis deminutio maxima, roma vatandaşlığının kaybedilmesidir. c) Capitis deminutio media, hürriyetin kaybedilmesi anlamına gelmektedir. d) Capitis deminutio minima, hem vatandaşlık hem de hürriyet durumundaki değişikliktir. e) Bir Romalının sürgün edilmesi durumunda sadece Capitis deminutio media şeklinde statü değişikliği söz konusu olurdu.
S.15) Aşağıdakilerden hangisi hukukun meydana getirilmesi bakımından yapılan ayrıma uygun bir hukuk tabakasıdır?
a) Ius Honorarium.    b) Ius Gentium.           c) Ius Publicum.          d) Ius Privatum.          e) Ius Dispositivum.
S.16) Aşağıdaki eşya türlerinden hangisi Res Sacrae (kutsal eşya) olarak kabul edilebilir?
a) Mezarlar.     b) Her türlü tecavüze karşı dini müeyyidelerle korunan şehir kapıları. c) İbadet amacıyla Tanrıya sunulan adaklar.  d) Res Publicae niteliğindeki kamuya ait yollar.  e) Köleler.
S.17) Roma vatandaşlığının kazanılmasıyla ilgili olarak aşağıda söylenenlerden hangisi yanlıştır?
a) Anne-Babanın roma vatandaşı olduğu evlilikten meydana gelen doğumla vatandaşlık kazanılabilir.  b)Yabancı baba ile Romalı anadan doğan çocuğun roma vatandaşı olacağı önceleri kabul edilirken M.Ö. I. asırdan itibaren böyle bir evlilikten doğan çocuğun roma vatandaşlığı kabul edilmemeye başlandı.  c) Devletin tanımasıyla roma vatandaşlığı kazanılabilir.  d) Ius civile’ye göre azat etme yöntemlerinden biriyle hürriyetini kazanan azatlı roma vatandaşı olamıyordu.  e) Hepsi.
S.18) Zilyetlikle ilgili olarak aşağıda söylenenlerden hangisi yanlıştır?
a) Interdictum Uti Possidetis, zilyetliğin korunmasına ilişkin interdictumdur.  b) Interdictum de vi, zilyetliğin yeniden elde edilmesine ilişkin edictumdur.  c) Interdictum de vi armata, taşınmazlara ilişkin bir interdictumdur.  d) Interdictum utrubi, taşınmazlara ve zilyetliğin korunmasına ilişkin bir interdictumdur. e) Hepsi.
S.19) Roma İmparatorluğunun sona ermesiyle ilgili olarak aşağıda söylenenlerden hangisi yanlıştır?
a) M.S. 476 da Cermen orduları komutanı Odoacre, Batı Roma İmparatorluğuna son vermiştir.  b) Doğu Roma İmparatorluğu ise, Söğüt’te doğup, Bursa’da boy atan Osmanlı Devletinin genç padişahı Sultan Mehmet Han tarafından 1453 yılının Mayıs ayında tarihin derinliklerine gömülmüştür.  c) Batı Roma İmparatorluğu, Attila’nın krallık yaptığı Hun’ların saldırıları sonucunda M.S. 453 de sona ermiştir.  d) Batı Roma’nın sona ermesinden sonra Latin kültürü ile bağları iyice kopan Doğu Roma, Yunan kültürünün hâkimiyetine girmiştir.  e) Hiçbiri.
S.20) Genel Kültür Sorusu: Orhun Alfabesi’yle yazılmış Göktürk Kitabeler’inde, I. Devletin ve halkın karşılıklı olarak görevlerinin belirtilmesi, II. Hakanın her işi halkının refahı için yapmasının vurgulanması, III. Devlet adamlarının milletine hesap vermesinden söz edilmesi durumlarından hangilerinin adil devlet anlayışıyla benzerlik gösterdiği savunulabilir? (9 Nisan 2011 Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı I, Genel Yetenek ve Genel Kültür Testi Sorularından Alınmıştır).
a) Yalnız I.      b) Yalnız II.                 c) Yalnız III.                d) I ve II.         e) I, II ve III.


CEVAP TABLOSU
1. (A) (B) (C) (D)
2. (A) (B) (C) (D)
3. (A) (B) (C) (D)
4. (A) (B) (C) (D)
5. (A) (B) (C) (D)

6.   (A) (B) (C) (D)
7.   (A) (B) (C) (D)
8.   (A) (B) (C) (D)
9.   (A) (B) (C) (D)
10. (A) (B) (C) (D)

11. (A) (B) (C) (D)
12. (A) (B) (C) (D)
13. (A) (B) (C) (D)
14. (A) (B) (C) (D)
15. (A) (B) (C) (D)

16. (A) (B) (C) (D)
17. (A) (B) (C) (D)
18. (A) (B) (C) (D)
19. (A) (B) (C) (D)
20. (A) (B) (C) (D)